20/10/2006 - MEKTUP |
MEKTUP
Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını. Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır. Her düşmana karşılık bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir doların bulunan besinden daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin zorbaların görünüşte galip olduklarını. Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona sessiz zamanlar da tanı; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği. Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi. Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma. Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret. Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini. Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran, fakat onu kucaklama, çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun, Bırak cesur olacak kadar Sabrı olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret, böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır. Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım. O, ne kadar iyi, küçük bir insan Oğlum.
ABRAHAM LİNCOLN
(OĞLUNUN ÖĞRETMENİNE YAZDIĞI MEKTUP)
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
16/6/2006 - iletişimi geliştirme |
Aile içi iletişimi geliştirmek için öneriler
Tatilin çocuklar için anlamını, ´eğlenmek, dinlenmek, rahatlamak, anne-baba ile daha bol ve keyifli zaman geçirmek´ şeklinde özetleyen uzmanlar, çocukların yaz tatili gibi uzun bir tatil dönemini hem psikolojik gelişimlerini hem de zihinsel gelişimlerini olumlu etkileyecek bir şekilde geçirmelerinin önemine dikkat çekiyor. Yaz tatili gibi uzun bir tatil dönemini çocukların eğlenerek, dinlenerek, enerji depolayarak, hem psikolojik gelişimlerini hem de zihinsel gelişimlerini olumlu etkileyecek bir şekilde geçirmelerinin önemli olduğunu belirten Uzm. Pedegog Belgin Temur, "Bunun için tatil aktivitelerinin de bu amaca hizmet etmesi gerekmektedir" diyor. Ders dönemi boyunca çocukların zamanlarının büyük bölümünü okulda geçirdiklerini hatırlatan Temur, "Bu nedenle anne-babalarıyla ve diğer aile bireyleriyle geçirdikleri zaman çok sınırlıdır. Oysa çocuğun okul yaşantısı kadar ailesiyle birlikte zaman geçirmesi de önemlidir" diyor. Çocukların günlük hayatta yaşadıkları problemlerin çözümü aşamasında anne-babalarından psikolojik destek almaya, değer gördüğü, kabul gördüğü, sevildiği bir aileye ait hissetmeye ihtiyaçları olduğunu dile getiren Temur, "Özellikle de zorluklarla karşılaştığında yaşadığı olumsuz duyguları paylaşması ve kendine uygun çözümler bulabilmesi açısından anne ve babasıyla özel zaman geçirmesinin önemi büyüktür. Bu nedenle de tatil planı yaparken çocuğun ailesiyle ortak aktiviteler yapabileceği, birlikte keyifli vakit geçirebileceği programlar yapılması önemlidir" vurgusunu yapıyor. Ayrıca çocuğun olumlu ve olumsuz duygularını paylaşmasına olanak veren zamanlar geçireceği bir program oluşturmaya dikkat edilmesini isteyen Temur; şunları ifade ediyor:
"Okul döneminin içeriği gereği anne-babalar sıklıkla çocukların akademik başarılarıyla ilgili kaygılarını dile getirmekte ve çocuklar ders çalışma ve okul başarısı konusunda sık sık uyarı almaktadırlar. Okul ve okul başarısı, genellikle çocuklar için oldukça kaygı vericidir. Anne-babanın çocuğun sadece akademik başarısıyla ilgili olması hem çocuğun kendini sürekli baskı altında hissetmesine neden olmakta hem de anne-babaların çocuklarla ilgili bazı başka özellikleri ve sıkıntıları gözden kaçırmalarına neden olabilmektedir. Tatil dönemi anne-babanın çocuğu daha rahat gözlemlemesi, onunla kaygısız ve keyifli zaman geçirebilmesi, birlikte keyifli ve doyumlu bir ilişki içinde olması için de bir fırsat dönemidir." TATİL, SOSYAL İHTİYAÇLARINI KARŞILAMA FIRSATI Kışın yoğunluğuyla sürekli bir şeylerin yetiştirilmesi telaşının aile bireylerinin birbirlerinden biraz uzak kalmalarına neden olduğunu dile getiren Temur, "Okula giden çocukların erken yatmaları ve erken kalkmaları gerekmektedir. Anne-babanın işten gelmesi, yemeğin hazırlanması, çocuğun ödev telaşı, banyo, yatma saati telaşı, erken uyanma, servisi yakalama telaşı derken; genellikle aile bireyleri keyifli bir şey için bir araya gelememekte ve tüm aktiviteler görev gibi yapılmaktadır. Okulların kapanması ile birlikte öncelikle zaman kısıtlaması ortadan kalkar. Havaların geç kararması ve ısınması ile bazen eve daha geç gelinir, açık havada birlikte vakit geçirilebilir ve akşamları ödev ve erken yatma gibi bir zorunluluk olmaz" diyor. Anne-babanın çocuğu kontrol etme kaygılarının azalacağından ilişkilerin daha keyifli bir hal alacağını ifade eden Temur, "Çocuklar ilgi duydukları aktivitelere yönelirler, sevdikleri oyunlar oynarlar, anne babalarından oyun talep etmeye başlarlar. Çocuklar da aileler de başka ailelerle ve arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçirme fırsatı bulurlar. Bu nedenle herkes daha keyiflidir. Tatil özellikle hem anne-babanın hem de çocukların sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için önemli bir dönemdir. Çünkü iş, okul gibi zorunluluklar bazen sosyal yaşamın kısıtlanmasına neden olur ve sosyal yönü zayıf kalan kişiler, hem daha huzursuz ve mutsuz olurlar hem de bu duygularını paylaşma ortamları olamadığı için bazı psikolojik sıkıntılar yaşayabilirler" yorumunu yapıyor. Tatil döneminde çocukların okul döneminden farklı olarak hedef olmaktan da çıktıklarına değinen Temur, "Okul döneminde ister istemez her program ve düzenleme çocukların okul saatine ve ödevlerine göre ayarlanmaktadır. Bu nedenle programdaki aksamalar hep çocuk üzerinden konuşulur. Tatille birlikte çocuklar da aileler de daha rahat olmaya, daha rahat sosyal planlar yapmaya başlarlar" diyor. YAZ, AİLE İLETİŞİMİNİ GÜÇLENDİRME DÖNEMİ OLMALI Ailede iletişimi, ´aile bireylerinin tümünün birbirini anlaması, kendini rahat ve düzgün ifade edebilmesi, olumlu ve olumsuz tüm duyguların konuşulabilmesi ve dolayısıyla yaşanabilecek çatışmaların en aza indirilip etkin bir şekilde çözülebilmesi´ şeklinde tanımlayan Temur´a göre bir çok ailede bu iletişimin yetersiz ve bu nedenle sıklıkla sorun yaşanıyor. Sonuçta da huzursuzluklar, mutsuzluklar, ayrılıklar ve ciddi psikolojik problemler ortaya çıkıyor. Tüm ailelere yaz dönemini kendileri için bir fırsat, yenilenme, problemlere çözüm geliştirmek için yeni denemeler yapma dönemi olarak değerlendirmelerini tavsiye eden Temur, "Aile için de okul gibi çok önemli bir gündemin ortadan kalkmış olması ciddi bir rahatlama sağlar. Kışın problemlerini yaza da taşıyıp orada da huzursuzluğu devam ettirmek yerine yeni düzenlemeler yapmak ve birlikte keyifli ve sorunların konuşulabildiği, çözüm önerilerinin getirildiği bir dönem geçirmek gerekmektedir" diyor. Toplumumuzda annelerin genellikle çocukların her türlü probleminden sorumlu olduğunu ve bu nedenle çocuklarla anneler arasında daha fazla sorun yaşandığını hatırlatan Temur, "Anne çok daha fazla kontrol etmek, çok daha fazla uyarmak zorunda kalır. Babalar ise problemler çok büyüdüğünde devreye girerler. Yaz döneminde özellikle birlikte geçirilecek yaz tatillerinde babaların çocuklarla daha yoğun ve etkin zamanlar geçirebilmeleri, onları ilgi ve yetenekleriyle, olumlu ve olumsuz duygularıyla tanıyabilmeleri, önemli bir boşluğu dolduracaktır" şeklinde konuşuyor. YAZ, BABA-ÇOCUK DİYALOGU İÇİN DE FIRSAT Hem kız çocuklar için hem de erkek çocuklar için baba ile geçirilen zamanın çok önemli ve gerekli olduğunu söyleyen Temur, şunları kaydediyor:
"Problemlerin hep anne aracılığıyla konuşulması ve anne üzerinden çözülmesi, baba ile iletişimin sınırlı kalmasına ve anne ile ilişkilerin de bozulmasına neden olabilmektedir. Ayrıca anne ve babanın değişik problemlere bakış açısı birbirinden farklı olabilir. Çocuğun değişik problem çözme biçimleri konusunda hem anneyi hem babayı model alması, kendi özgün kararlarını geliştirebilmesi açısından çok önemlidir. Örneğin sürekli anne ile ilişkide olan ve hep annenin çözümlerini izleyen çocuklar hem anneye çok bağımlı kalmakta hem de dış dünyada kendilerini ortaya koymakta ve problem çözmekte zorluklar yaşayabilmektedirler. Bu nedenle özellikle yaz tatilinde babanın çocukla daha fazla birlikte olması, sorunların çözümü konusunda örnek olması, çocuğun başarılı olduğu alanlarda onu övüp takdir etmesi, bir takım aktiviteleri (örneğin spor) çocuğuyla birlikte gerçekleştirmesi çok önemlidir."
Yazın, aile içindeki iletişimin yeniden gözden geçirilmesi için bir fırsat dönemi olarak değerlendirilmesini öneren Temur, "Çocuğunuza biraz daha esnek bir program hazırlayın. Kış döneminde çok çalıştığını bu nedenle yazın dinlenmeyi, eğlenmeyi ve ilgi duyduğu aktivitelerle ilgilenmeyi hak ettiğini vurgulayın" diyor. BİRLİKTE PLAN YAPIN
Temur, ailelere tavsiyelerini şöyle sıralıyor:
- "Birlikte sosyal programlar planlayın. Sevdiğiniz dostlarınızla, arkadaşlarınızla, mümkünse açık havada bir araya gelin ve çocuğunuzun da sevdiği kişilerle ve arkadaşlarıyla vakit geçirmesi için imkan oluşturun.
- Okul döneminde yaşadığı öğrenme ve ders sorunları varsa, bunları hafifletmeye yönelik düzenli bir program hazırlayın. Örneğin her gün kısa da olsa okuma-yazma ve akademik konulara yönelik bir çalışma saati olsun. Ancak bu programı yeniden bir baskıya ve sıkıntıya dönüştürmeyin. Günün kalan diğer kısmının birlikte keyifle geçmesine özen gösterin. Keyifli aktiviteleri çalışmanın sonrasına koyarsanız çalışmak için motive edici bir unsur olabilir.
- Çocuğunuzun oyunlarını dikkatle gözlemleyin; oyun ortamı çocukların kendilerini en iyi ifade ettikleri ortamdır. Onların kaygılarını, sevinçlerini, üzüntülerini, korkularını, oyunlarını gözlemleyerek anlayabilirsiniz. fark ettiğiniz duygularını daha rahat ifade etmeleri için ortam hazırlayın. Olumsuz duyguları için onları yargılamayın, eleştirmeyin.
- Özellikle kışın çocuklarıyla fazla vakit geçiremeyen babaların yazın bunu telafi etmeleri mümkün olabilir. Çocuğunuzla bol zaman geçirin, onu dinleyin, kendi duygularınızı anlatın. Sizi etkin, problem çözen, gerektiğinde övmeyi bilen, kendisini destekleyen ve zorluklar karşısında yüreklendiren bir baba olarak model alma fırsatı verin.
- Esprili olun. Çocuklar problemlerin ele alınış biçimi esprili olduğunda problemin çözümüne daha fazla katılırlar. Ancak esprili olmak çocukla veya içinde bulunduğu durumla dalga geçmek şeklinde olmamalıdır. Bunun yerine, durumun kendisinden hoş ve esprili bir yan bulmaya çalışılmalıdır.
- Çocukların davranış problemleri karşısında hemen cezalandırıcı ve uyarıcı olmak yerine davranışa neden olan duygunun ne olduğunu anlamaya çalışın ve bu duyguyu çocukla konuşun. Özellikle kış döneminde anne-babadan fazla ayrı kalan çocuklar, birden bire yoğun bir şekilde anne-baba ile bir arada olduklarında tam olarak nasıl ilgi alacaklarını bilemedikleri için bazı davranış problemleri gösterebilirler. Bu tür davranışları birer davranış problemi olarak ele almadan önce onu yeterince dinleyip dinlemediğinizden emin olun. Bazen sürekli yönerge vermek çocuğun duygularını gözden kaçırmamıza neden olabilir"
mynet
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
16/6/2006 - öss' de aile |
                       |
 |
|
Sınav stresine formüller
Sınav stresini yenmenin formülleri! ÖSS sınavı için tüm hazırlıklar tamamlandı. Uzmanlar, sınav maratonu öncesi ve sonrasındaki bekleyiş sürecinde öğrencilerin fazla stres yapmadan rahat olmasını istiyor: Az stres faydalıdır öğrenmeyi artırır Geri sayım başladı ve öğrenciler şu sıralarda ÖSS için yıl boyunca aldıkları bilgileri son kez gözden geçiriyor. İnsani Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı Başkanı Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınav öncesi öğrencilerin üzerinde büyük bir yük oluştuğunu ve beklentilerinin yükseldiğini açıkladı. Bu gerilim içindeki gençlerin çoğu zaman karamsarlığa düşüp, ümitsizlik duygularının geliştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, sınavda başarısız olanların genellikle sınav öncesi mücadeleyi bırakıp yenilgiyi kabul edenler olduğunu söyledi. Yapılan araştırmaların sınav öncesi kaygı düzeyinin, ameliyat öncesi kaygı düzeyinden bile yüksek çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, özellikle kızların erkeklerden daha yoğun olarak bu kaygıyı yaşadığını; bunun da okumak için verilen şansın az olmasından kaynaklandığını dile getirdi. Eğer çocuğunuz ´Yemek yiyemiyorum, uykularım kaçıyor, hayattan zevk alamaz oldum, başaramazsam ölsem daha iyi, kazanamazsam mahvolurum´ gibi ifadeleri sık sık kullanmaya başladıysa; sınav geriliminin hat safhaya ulaşmıştır. Prof. Dr. Tarhan, "Pek çok zeki genç bu nedenle başarılı olamamaktadır. Sınav öncesi olumlu düşünce gücünü kullanmayı başarabilen genç ise zorluğu aşmayı başarabilmektedir" dedi.
BAŞARININ AĞIR BASKISI "Sınav kişiliğin değerlendirilmesi değil" diyen Prof. Tarhan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Öğrencinin bilgi ve çalışmasının değerlendirilmesi olan ÖSS´de, başarısız olunabileceği düşüncesi başaramamak korkusuna dönüşür. Başaramama korkusu, kaygı düzeyini yükseltir. Kaygı düzeyinin yükselmesi beyinde stres hormonları salgılatır. Stres hormonları öğrenme yeteneğini düşürür. Böyle bir kısır döngü ile başarısızlık ihtimali yüksektir." Çözümün başarıya verilen anlamda yattığının altını çizen Prof. Dr. Tarhan, öğrencilere şu tavsiyede bulundu: "Başarırsam hayatımın önemli bir dönüm noktasını aşacağım. Başarısız olmam aptal, beceriksiz bir insan olduğumu göstermez diye düşünün."
BELİRSİZLİK BAŞARISIZLIĞI TETİKLER Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi Ergen Psikoloğu Orhan Gümüşel ise sorunun temelinde kişinin hissettiği özgüven düşmesi, gittikçe yoğunlaşan işe yaramama duygusu, öğrenilmiş başarısızlık ve kişiden beklentilerin zorlamaları olduğunu söyledi.
Ailelere pratik öneriler Uzmanlar, ailelere çocuklarına nasıl davranmaları gerektiği konusunda bazı uyarı ve önerilerde bulunuyor * Sınavı yaşama değil, sınavla yaşamak ilkesine uygun hareket etmek yani tek odağın sınav olmaması.
* Değer verildiği ve sevildiği mesajını tutarlı ve sürekli bir şekilde abartmadan vermek ve sevgiyi saklamamak.
* Her türlü kıyaslamadan kaçınmak.
* Hatayı öne çıkaran negatif disiplin anlayışından, çözüme odaklanan pozitif disiplin anlayışına geçmek.
* Sonuç endeksli değil, süreç odaklı ve yapıcı eleştiri sistemi geliştirmek. Eleştiride kişiliği zedeleyici unsurları bulundurmamak.
* Anne-baba tutumlarında ve kuralların uygulanmasında eşgüdüm.
* Özerkliğine müdahale etmeden, özel hayatını rahatça paylaşabileceği koşulları sağlamak.
* Aile ile ilgili karar alma ve uygulama mekanizmasına katılımını sağlamak, kontrolcü, baskıcı ya da aşırı özgürlükçü tutumlardan uzak durmak.
* Sürekli doğruyu göstermeye çalışan ve bu yönde müdahale eden ebeveyn olmak yerine, rehber ve model olmayı tercih etmek.
* Hata yapmasına şans tanımak, hatalarının sonucunda bedel ödemesine imkan bırakmak, güven ve cesaret vermek.
Altın öğütler * Sınav başarısı birinci amacınız olmalı, tek amacınız olmamalı.
* Düşünceler endişeleri ve geriliminizi artırıyorsa; öğrenme yeteneğinizi azaltacaktır.
* Zihninizdeki endişe ve korkuları rafa koyun, sınav sonrası düşünün.
* Kazanamamak dünyanın sonu değildir. Kesinlikle başka bir çıkış yolu vardır.
* Stres var, panik yok.
* Şimdi çalışma zamanı.
* Geçmişteki başarılarınızı düşünün.
* Öğrenemediklerinizi değil, öğrendiklerinizi düşünün.
* Az stres faydalıdır, öğrenmeyi artırır.
* ´Başarmam gerekir´ değil, ´Başaracak gücüm var´ demelisiniz.
Strese Karşı... 1. Doğru hedef ve planlama stratejileri. 2. Stresi yönetmek. 3. Sınav+Stres+Kaygı üçlemi ve çözüm önerileri. 4. Olumsuz senaryoyu olumluya çevirme. 5. Verimli öğrenme ve çalışma koşulları. 6. Rahatlama teknikleri; nefes egzersizleri ve otorelax teknikleri. 7. Psikiyatrik tedavi: Kombine tedavi anlayışı.
Sınav kaygısı ve sonuçları 1. Performans kaygısı ve başarı korkusunun gelişmesi 2. Kırılma dönemleri ve nedenleri 3. Depresyon, uyku ve yeme bozulmaları 5. Somatizasyon 6. Tikler ve diğer dürtü kontrol sorunları 7. Obsesif-kompulsif bozukluklar
Sakin olun, kaygılanmaya gerek yok! Sınav kaygısının duygusal, zihinsel ve davranışsal belirtileri olur. Yanılgıya kapılmamak için rahat olun Başarısızlığa yol açan nedenlerin geniş bir yelpazeye yayıldığının altını çizen Orhan Gümüşel, şunları söyledi:
Sınav kaygısının duygusal belirtileri Kaygının duygusal belirtilerini yaşayan bir kişi sosyal yargılamalarında ve sentez gücünde handikaplar yaşar. Yaşadığı kaygı nedeniyle bu yaşantı üzerine yoğunlaşan kişi, çevresini ve bu çevrede olanları yaşananlara sanki bir perdenin arkasından bakıyor gibi flu bir şekilde görür ve değerlendirmelerinde yanılgıya düşebilir. Yanlış anlamalar ve bu anlamalara dayanarak yapılan hatalı yorumlar, alınganlık, eleştiriye kapalı olma ya da çok fazla eleştirme, olaylara ve kişilere negativist ve güvensiz yaklaşma, çabuk sinirlenme, tutarsız tepkiler ve söylemler, kişiselleştirme ve sorun odaklı davranma eğilimi gibi...
Zihinsel belirtileri Kaygının zihinsel belirtileri özellikle öğrenmenin kitlenmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kaygı ile beyinde artan stres salgıları beyin biyokimyasında normal işleyişten farklılaşmaya neden olur ki bu şu anlama gelir beyin öğrenmek için yani algılama, anlama ve kaydetme ile ilgili kullanacağı enerjiyi kaygının dindirilmesinde harcayabilir. Böyle olduğu bir durumda, kişi adaptasyon sorunları, dikkatini toplayamama, konsantrasyon bozulmaları gibi sorunlar yaşar ve ardışık bir yaşantı olan öğrenme sağlıklı oluşamaz.
Davranışsal belirtileri Sıkıntılı, tedirgin, oturduğu yerde hareketli, elini kolunu koyacak yer bulamaz halde olan, sık sık parmaklarını çıtlatan, konuşurken vücudunun bir parçası ile ya da devamlı giysileri ile oynayan birisi ´kaygı yaşıyor´ demektir. Karar alma ve uygulama becerilerinde zayıflama, tutarsız mesajlar verme, pasif-agresif savunma yapılanmaları gibi kişinin performansını ve uyumunu engelleyici davranış biçimleri gelişir.
Kaynak: Sabah
|
| |
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
16/6/2006 - çocuğunuz |
ÇOCUĞUNUZU SEVİN
İlk ve orta öğretim okulları bir eğitim döneminin sonuna daha gelirken uzmanlar velileri karnedeki notlar nedeniyle çocuklarına şiddet göstermeleri veya ödüllendirmemeleri konusunda uyardı.
Erciyes Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Tayfun Turan, karne heyecanının korku ve endişeye dönüşmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Aileleri, "Çocuklarınızı karnelerinde aldıkları notlar için değil çocuğunuz olduğu için sevin" uyaran Doç. Dr. Turan, karnedeki notlar sonrasında çocuklara maddi manevi ceza verilmesi veya aşırı derecede ödüllendirme davranışının yanlış olduğunu kaydetti.
Alınan karnenin sadece çocuklara değil aileler ve eğitim sistemine de verilmiş olduğunun unutulmaması gerektiğini anlatan Turan, "Karnede başarısızlık varsa aileler oturup nerde yanlış yaptıklarını düşünmelidir. Gerekirse okul ve öğretmenlerle bir araya gelinerek sorunlar için çözüm önerileri üretilmelidir" dedi.
Çocuklara maddi anlamda ödül verilmemesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Turan, ´aferin´ demenin de büyük bir hediye olduğunu aktardı. Ödülle kasıt çocuğu onure etmek olduğunu bildiren Turan, "Çok pahalı aşırıya kaçan ödüller hediyeler verildiği taktirde bu rüşvete girer ve çocuklar başarıyı hediye almak için elde etmeye çalışır. Oysa çocuklara hayatlarının ileriki yıllarında daha iyi bir yaşam sürebilmeleri için başarılı olmaları gerektiği öğretilmelidir." diye konuştu.
Aynı durumun başarısızlıkta da geçerli olduğunu anlatan Turan, çocuklara maddi manevi ceza verilmesinin çok yanlış olduğunu, aksi taktirde en basit ruhsal sorunlardan evden kaçma ve intihar girişimlerine kadar varan sorunlarla karşılaşılabileceği uyarısında bulundu. Aşırı baskının çocuğun özgüvenini kaybedip aileye olan güveninin zedelenmesine neden olabileceğine dikkat çeken Turan, hiçbir çocuğun kendi kardeşi veya dışardan bir çocukla kıyaslanmaması gerektiğini vurguladı.
Turan, çocukların yaz tatili dönemini en iyi şekilde geçirebilmeleri için onların onayı alınarak bir program belirlenmesini istedi. Tatil süresi içerisinde okuldan tamamen kopmamaları için günlük bir saat kadar konu tekrarları yapılabileceğini ifade eden Turan, "Bunun tersi bir durum olarak sürekli baskı yapılıp okulda gördüğü dersleri tatil süresince anlatmak olumsuz etki oluşturur. Çocukları okuldan ve derslerden soğutur. Yaz-kış okul sendromunun yaşanmaması gerekir" dedi.
Türkiye´nin hemen her yerinde birçok kurum ve kuruluşlar tarafından açılan yaz okullarının çocukların tatil dönemini geçirebilmeleri için iyi bir fırsat olduğuna değinen Turan, çocukların gelişimi için fayda sağlayacak bu okulların değerlendirilmesini istedi.
haberaktuel
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
15/5/2006 - ana baba ve gençler |
ANA BABA VE GENÇLER
İlkokul yılları uyumlu geçen bir çocuğun ergenlikte tepkilerinde ve davranışlarında beliren değişmeler pek çok ana babayı hazırlıksız yakalar ve şaşırtır. Çünkü ana babalar çocuk büyüdükçe daha uslanır daha az sorun çıkarır sanırlar. Her şeyin yoluna girdiğini sandıkları bir dönemde birden ortaya çıkan huysuzluklara, tedirginliğe ve nedensiz öfke patlamalarına bir anlam veremezler. Eve dilediği gibi girip çıkan, hiçbir şeyi beğenmeyen en ılımlı uyarılara sert karşılıklar veren genç karşısında, soğukkanlı kalamazlar. Çünkü gençteki değişmeyi ergenlik dönemine bağlamak istemezler. Bu nedenle onların tepkileri de sert olur. Sevecen ve yumuşak bir yaklaşımı bile geri çeviren, üstüne varılınca öfkeden deliye dönen genç karşısında bocalar, nasıl tutum takınacaklarını bilemezler. Çocuklarının kendilerinden uzaklaştığını, hatta kendilerine düşman gözüyle baktığını anlayınca üzüntüye kapılırlar. Öğütleri batar, iyi niyetli sözleri geri teper. Böylece iletişim kopar, ilişkiler karşılıklı bağrışmaya ve meydan okumaya dönüşür. Gencin kurallara aldırmayışı, yasaklara boş verişi onları çileden çıkarır. Bu evde yaşanmaz! Diye kapıyı çarpıp sokağa çıkan genç bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi neşeli eve dönebilir, anasıyla şakalaşıp kardeşine takılabilir. Odasına kapanıp müziği sonuna dek açabilir. Ertesi gün sınavı varken telefon başına geçip yarım saat önce ayrıldığı arkadaşlarıyla uzun uzun konuşur. Sınavı hatırlatılınca, Ben ne yaptığımı biliyorum, dersime çalıştım bitti diyebilir.
Ana babaları daha da şaşırtan gencin dışarıda sıkılgan davranırken evde bu kadar huysuz, sinirli, tedirgin oluşu ve her şeye tepki göstermesidir. Eş dost yanında saygılı, uslu, akıllı davranırken evde ters, aksi, suratsız, güç beğenir ve değişken oluşunu bir türlü anlayamazlar. Çevreden , çocuklarıyla ilgili övgülü sözler duyan ana baba birbirine bakışmadan edemezler.
Gencin kendisine karşı duyduğu yabancılık duygusu öyle yoğunlaşabilir ki, kendisinin bu evde istenmediğini, değer verilmediğini düşünür. Kendisi haklı, ana babasının tepkilerini, anlayışsızlıklarını abartır, baskılarını, kısıtlamalarını yana yakıla anlatır. Kısacası kimse onu anlamıyordur. Oysa genç kendi kendisini de anlamakta güçlük çekmektedir. Ailesine karşı keskin bir eleştirici olmuştur, ama kendi iç çelişkisini, durmadan değişen ruhsal durumunu, aşırı tepkilerini doğru değerlendiremez.
Onu en iyi anlayan artık arkadaşlarıdır. Kendisi gibi evden kopan, bağımsızlık arayan arkadaş kümesine sığınır. Orada kendisine değer veren, sıkıntısını paylaşan, birlikte eğlenen yaşıtları vardır. Arkadaş seçimine karışılması ya da arkadaş ilişkisinin koparılması bu çağda genci en sert tepkilere iter. Ana babasıyla çatışması doruğa varır. Evden kopan ve evi akşamdan akşama otel gibi kullanan gence karşı ana baba da aldırmaz davranamaz. Yasaklar konur, kısıtlamalar getirilir. Bu önlemler aşırıya giderse genç, derslerini savarak, ana babadan habersiz okulu asarak tepkisini belli eder. Kız erkek arkadaşlığı konusundaki aşırı kuruntularda genci sıkar. Kiminle geziyordun, neden geç kaldın? Gibi sıkıştırmalar ve güvensizlik öfke patlamalarına yol açar. Madem ki bana güvenmiyorsunuz, ben be bildiğim gibi davranırım diyebilir. Bu nedenle çok tutucu aileden gelen kızların kaçamak ilişkilere daha sıkı yöneldikleri görülür.
Arkadaş kümesinin genç üzerindeki etkisi arttıkça ana babaların da tedirginliği artar. Ana-babalar derslerin aksamasını haylazlığını, başına buyruk davranışını hep arkadaş topluluğunun kötü etkisine bağlarlar. Ana babaların sandığının tersine bir genci arkadaşları ayartmaz, çoğunlukla genç kendi eğilimine uyan gençleri arar bulur. Okuldan sık sık kaçan gençlerin ortak bir özelliği vardır. Hepsi de okulda başarısız olan gençlerdir. Genel bir kural olarak gencin ailesiyle çatışması büyüdüğü oranda arkadaş kümesinin ayartıcı etkisine kapılma olasılığı artar.
ÖNERİLER
Çocuğunuzun sağlık durumu ile yakından ilgileniniz. Sağlık durumu çocuğunuzun okul başarısını etkilediği gibi bazı rahatsızlıkların bilinmemesi veya tedavi ettirilmemesi de bir takım uyumsuz davranışların sebebi olabilir.
Çocuğunuza kahvaltı yaptırmadan kesinlikle okula göndermeyiniz, çocuğunuzun kılık kıyafetine özen gösteriniz. Kıyafetlerin okul kurallarına uymasına ve temizliğine dikkat ediniz.
Düzenli uyku, çocukların hayatında özel bir önem taşır. Sinir sisteminin dinlenmesiyle enerji toplama, uyumaya bağlıdır. Çocuğunuzun her gün belirli saatlerde uyumasına özen gösteriniz.
Çocuğunuzu korkutmayınız. Fazla baskılardan, bedeni cezalardan, olmayacak sınırlamalar koymaktan sakınınız. Çocuğunuza rahat bir çalışma ortamı hazırlayınız. Devam durumunu takip ediniz . Bu konuda okul yönetiminden bilgi alınız. Çocuğunuzun zararlı alışkanlıklar edinmesine engel olunuz. Onları zararlı alışkanlıklara karşı duyarlı hale getiriniz.
Çocuğunuzun her türlü problemi için rehberlik servisine başvurunuz, problemleri için çocuğunuzun da rehberlik servisine başvurmasını sağlayınız. Problemlerinizi çocuklarınızın yanında tartışmayınız. Tartışmalarınız onların mutsuz, güvensiz, endişeli olmalarına sebep olur. Çocuğunuzun yanında ona uygulanan eğitimin tartışmasını yapmayınız. Okul ve öğretmenlerle ilgili görüşlerinizi çocuğunuzun yanında açığa vurmayınız. Çocuğunuzun ders öğretmenlerini tanıyınız. Öğretmenlerin tavsiyelerini yerine getiriniz.
Çocuğunuzun okul hayatıyla ilgili olarak anlattıklarını dinleyiniz. Çocuğunuza iyi notların yanında zayıf notlarının olmasının da normal olduğunu, çalışarak zayıf notlarını düzeltebileceğini ifade ediniz.
Çocukların iyi bir kişilik yapısına kavuşmaları, toplumların güveni ve güçlü olan genç kuşakların toplumların gelecekte vereceği sorumluluklara umutla hazırlanabilmeleri için, aile-okul çalışmalarının yeterli ve birbirini destekler nitelikte olması gerekir.
Çocuklarımız bizimdir, bizim ve toplumumuzun devamını sağlayan, geleceğe uzanan zincirin halkalarıdır. Çocuklarımız büyümek ve gelişmek zorundadırlar. Çocuklarımızın büyüdükçe bize benzemelerini isteriz; bu istekte yüzde yüz haklı olamayız. Çocuklarımız büyüyecekler fakat kendileri için büyüyeceklerdir, büyürken kendi kişiliklerini bulmaları haklarıdır. Toplumumuzun gelişmesi bu farklılaşmaya bağlıdır.
Bütün bunların çözümü için biraz daha anlayış biraz daha sabır biraz daha hoşgörü...
|
| • 3 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
15/5/2006 - ergende aile içi sorunlar |
ERGENİN AİLE İÇİ İLİŞKİ VE SORUNLARI
Ergenin davranışlarına rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma gereksinimi vardır. Bu gereksinimi karşılayan ve ergenin yaşamında etkili olan toplumsal kurum, ailedir.
Ergen yaşadığı toplumda, kendi görev ve statüsü hakkında açık seçik bir fikre sahip değildir. Kendisine yetişkin görev ve sorumlulukların verilmemesi ergeni mutsuz kılar.
Aile yuvasında gördüklerinin olgunlaşmakta olan ergenin kişilik yapısında biçimlendirmede çok büyük, çok derin etkisi vardır.Aile yuvasının havası ve ortamı, aile bireyleri arasındaki ilişkiden doğar. Ama baba ile çocuk arasındaki belli başlı ilişkiler, güçlünün tutumuyla gücün yani otoritelerin türünü ve bunların ergen üzerindeki etkisi ile gencin bunu algılayışını belirler.
Ergenlik döneminde anne baba kontrolüne karşı gelişe tepkiye koşut olarak otorite desteğine olan gereksinim, duygusal gerginliğe neden olur .
Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı,olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu olumsuz bir döneme dönüştürebilir.
İkna ederek denetlemeyi seçen ana -babanın çocuğu, onların duygu, düşünce, değer ve beklentileri hakkında sebepleri ve sonuçları ile birlikte bilgi sahibidir. Anlaşılır ve tutarlı tepkilerin birikimi, hangi davranışın sonuçlarının ne olacağını belirlemiştir.
Dolayısıyla genç, hem davranış seçimlerinde kendini özgün görebilir, hem de seçimleri hakkında kısıtlanacağından çekinmeden ana-babasına danışabilecek bir durumdadır.
Zor yoluyla veya sevgi esirgeyerek denetlemek, gençleri ana-babaların isteklerine uygun davranışlara yöneltmek için kısa vadede geçerli gibi görünebilir. Anne ve babanın ergene güven vermesi ve aralarındaki diyalogu en iyi biçimde sürdürmesi gerekir.
YANLIŞ ANLAMA ANNE
Amacım seni üzmek değildir
Beni sakın yanlış anlama.
Pişman olmanı isteyemem senden
Ya da ağlamanı
Sadece dinlemeni istedim
Birazcık kabullenmen fikirlerini
Ya da ne bileyim
Kendi doğrularını değil de
Biraz da benimkileri düşünmeni istedim anne.
Sevmeni istedim benim sevdiklerimi
Ama senin gibi değil benim sevdiğim gibi
Senin doğrularını inkar ettim anne ,
Karşı çıktım sana
Ve sen tüm kızgınlığınla
Kötü kötü suratıma bakıp kızdın .
Oysa biliyor muydun
Aynı zamanda sen de benim doğrularımı
İnkar ettin anne!
Sen kendi fikirlerinle
Bense kendi doğrularımla.
SENİ SEVİYORUM ANNE!
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
15/5/2006 - sayın veli |
SAYIN VELİ;
Yaşamda herkesin başkalarının yardımına ihtiyac duyduğu dönemler vardır. Bunu çekinilecek bir olay ya da olumsuz bir durum olarak kabul etmemek gerekir. Güvensizlik, arkadaşlık, cinsiyet, ruh sağlığı gibi durumlar insanı zaman zaman rahatsız eder. Bunlara benzer başka sorunlarda eklenebilir. Bütün bunlar insanı mutsuz kılar, verimli çalışmayı engeller, yaşamın temellerini eksik oluşturur. Okul çağında, özellikle de çocuğunuzun birden bire değiştiği ortaöğretim çağında bu gibi durumlarla sıklıkla rastlayabilirsiniz. Yaptığımız test ve anketlerde, öğrencilerimizin genel görüş bildirimlerinden elde ettiğimiz sonuçlar bizi bu noktalarda siz sayın velilere bazı öneriler getirme fikrini oluşturdu.
Bu dönemdeki çocuklarımızın arkadaşlarına ve öğretmenlerine olduğu kadar siz sayın velilerden de yadım ve destek ihtiyaçları vardır. Gerek aile ve gerek okul eğitimi için gereken en önemli ilke SEVGİ dir. Çocuğa karşı gerçek ilgi ve sevgi göstermek iyi bir eğitim ortamının en önemli koşuludur. Yapılan araştırmalarda; çocuk sevdiği kimsenin ya da kendisi ile ilgilenen kimsenin, ona sevgisini verebilen kimsenin güvenini yitirmemek için; onun hoşuna gidecek davranışlarda bulunacak, kendini sürekli yenileyecek ve onu örnek alacaktır. Böylece davranışlarını geliştirir, zamanla kişilik çatışmasından kurtulur güven hissetmeye başlar. Bu nedenle; evde anne-baba, okulda öğretmenler çocuğun duygusal güvenini kazanmasına önem vermek zorundadırlar.
Çocuğunuzla sağlam bir ilişkinin temeli KAYITSIZ ŞARTSIZ SEVGİ dir. Ancak böylesi bir sevgi, çocuğunuzdaki potansiyeli tam olarak ortaya koymasını, çocuğunuzdaki davranışların tam olarak anlayabilmenizi, yaramazlıklarına-hırçınlıklarına karşı tutumunuz yolunu çizmenizi, sevgisizlik-güvensizlik-başarısızlık nedenlerini belirlemenizi sağlar.
Sevgi, sizin ve çocuğunuzun hangi noktalarda olduğunu, disiplin dahil her alanda ne yapmanız gerektiğine işaret eden göstergeler oluşturacaktır. Eğer sevgi olmasaydı; annelik ve babalık insanı çaresizliğe sürükleyecek bir yük haline gelirdi. Çocuğunuzu sevgiden ve sevgi göstergelerinizden mahrum bırakmayın. Her ortamda ve herfırsatta sevginizin-desteğinizin varlığını hissettirin. Bu sayade gerekli sabrı ve çaresizlikten doğan rahatsızlıklarınızın çıkışlarınıda bulabilirsiniz.
Ruh sağlığı güçlü yetişen bir gençlik, başarılı ve mutlu bir toplum oluşturur. Bu nedenle evde anne-baba olarak yapabildiğinizin tüm özverilerinizin tekrar bir gözden geçirilmesini; Kendi eksikliklerinizi ya da yanlış gördüğünüz davranışlarınızı değerlendirmeniz sizin ve çocuğunuzun sürekli bir gelişimini sağlayacaktır.
Hepimiz bu çocukluk döneminden geçtikbelki ancak; gelişen ve değişen yaşam standartlarımız yeni neslin farkli olmasına sebep olabiliyor. "Ben senin yaşındayken ......" Diye başlayan hiç bir cümle akılda kalmaz, bilakis yeni neslimizi sıkar ve bocalamalarına neden olabilir. Bu aşamada çocuğumuzun ruhsal gelişmesine yapabileceğimiz en büyük yardımlardan biri, kendi manevi hayatınızı çocuğunuzun gelişim düzeyine göre paylaşmanızdır. En uygun yöntem ile onunla şuanki yaşamınızın iyi ve kötü yanları ile mutlu ve mutsuzluklarınız ve hatta onunla ilgili duygularınızı paylaşmanız ile onun eğitimine önemli bir adım atabilirsiniz.Çocuğunuzun ruhsal gelişimine yardımcı olabilecek olayları sonradan değil de şu anda yaşanırken paylaşmak; çocuğunucun kendi deneyimleri ile öğrenmesine yardımcı olacağı gibi sizin deneyimlerinize de katılmasından dolayı aranızdaki bağın kuvvetlenmesini sağlayacaktır.
Bir çocuk duygusal açıddan doymak için anne be babası ile (ve başkalarıyla) göz iletişiminden yararlanır. Anneler ve babalar sevgilerini bir iletme yöntemi olarak, çocuklarıyla ne kadar çok gözle iletişim kurarlarsa, o çucuk o kadar çok sevgiye doyar, duygu dağarcıgı da o oranda gelişir. Gözle iletişim; coçuğunuz ile kurabileceğiniz en önemli kontak yöntemidir. Bu sayade sözlerinizi, duygularınızı, amaçlarınızı vb. ona aktarabilirsiniz. Onunla iletişim kurmaktan korkmayın.
Ergenlik beliktilerinin ortaya çıktığı 12-15 yaşlarında çocuklarımızın ilk gençlik döneminde olumsuz davranışların yoğun yaşandığı görülür. 15-17 yaş arası güvensizlik ve çekingenliğin belirgin olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde; hırçınlık, ders çalışmama ve başarısızlık, sorumluluklardan kaçma, can sıkıntısı, tepkilerini sert dile getirmesinden görüş ayrılığından doğan kuşak çatışması, çabuk karamsaklığa düşma, alıngan ve huzursuzluk, gezme ve eğlencelerden kısıtlandığında yalan söylemesi, kardaş çatışmasının yoğun yaşanması, güvensizlik, başaramama korkusu,sağlıklı arkadaşlık ilişkileri kuramama vb davranışların çok görülmesi normaldir. Bu çağda gençlerimiz yeni arayışlar içinde bunalırkaen biryandan da kendi bedeni ile ruhsal gelişimini dengelemeye çalışmakta, ancak doğal olarak tepkilerinde belirgin iniş ve çıkışlar oluşturmaktadır. Bir yandan büyümek için sabırsızlanırken öte yandan çocuksu tavırlardan sıyrılamamanın verdiği rahatsızlığı yaşamak, davranışlarındaki sebatsızlığı açıklayabilir.
Çocuklarımız bizden farklı ve ayrı bir kişilik geliştirebilirler. Bunu makul ve olgun karşılamak, hoşgürü ve sevgi ile yaklaşmak, bazen de bocalamalarında onlara destek olmak, güven aşılamak gerekir. Sözcüklerle anlatılan bir hayat felsefesinin, deneme ve yanılma ile öğrenmenin yanında daha az etkili olduğunu düşünürsek; burada amacımızın yanılma paylarını en aza indirgemek ve başarı sağlayarak onlara güven duygusunu aşılamaktır. Doğal olarak hata yapacaklardır. Her ortamda kollanan, yapma sorumluluğu ona verilen ancak sizlerin tamamladığı davranışlarının sonuçlarını yaşayarak görüp öğrenmesini sağlayın.
Çocuklarımızın dünyasının, bizim yaşadığımız gerçek dünyadan farklı olduğunu herzaman sezinleriz; ancak onların dünyasına inmeye bir türlü cesaret edemeyiz nedense... Belki yetişkinliğimizin bize gerekleridir bu. Çocuklarımızla tam bir yetişkin gibi konuşur, hatalarımızı kabul etmeyiz. Çocuklarımızda bizim hatalarımızı görmemeleri için vargücümüzle uğraşırız. Bazende onlara ağır ithamlarda bulunabiliriz. Eğer yetiştin hatasız ve doğru ise çocuğun da bu ithamların gereklerini yerine getirmesi çok doğaldır. Bunun yanında özür düleyen, hatalarını kabul ederek doğruyu birlikte tartışarak bulmaya çalışan yetişkin, çocuğunun dünyasına inebilmiş demektir. O zaman sorunlar birlikte tartışılarak, çözüm formülü birlikte keşfedilir.
Kısaca; okullarda verilen eğitim-öğretim çalışmalarının, ailedeki eğitim ve öğretim ile desteklenmesi, çocuğunuzun başarısında sizin da çok önemli katkılarınızın olabileceğini kabul etmeniz; sevgi, ılımlı yaklaşım, güven ve destekle adımlarını daha sağlam atmasına yardımcı olabileceğinizi bilmeniz çok önemlidir. Bu doğrultuda getirebileceğimiz birkaç öneri aşağıda sıralanmıştır.
* Çocuğunuzu iyi tanıyın, onun yapabileceği düzeyde verim bekleyin. Kapasitelerinin üzerinde çalışmalarını düzenlemeyin. Verimli olarak ders çalısabilmesi için çalışma ve dinlenme saatlerinin programlamlanması gerekmektedir. Planlı olarak çalışılan dersler, bilinçli olarak öğrenmeyi oluşturur. Çocuğunuz ezberlemeden, not için değil de öğrenmek için çalışmayı bilmeli. Ondan not istemeyin, neler öğrendiğini sorun. Kazanılan bir bilgi ancak bir sonraki bilgi ile transfer edilebilirse öğrenilmiş olur.
* Çocuklarınızın sınıf geçmesi önemli değildir. Önemli olan bir üst öğretim ve eğitime kendini hazır görerek güçlü bir şekilde geçmesidir. Çocuklarımız temelsiz yetişirse, bir sonraki eğitimlerine de hazırlıksız devam ederler. Bu da nedenli sağlıklı bir gençlik oluşturur tartışma konusudur? Özellikle bu yaşlarda yönlendirilen çocuklar; ilgi, yetenek ve çeşitli alanlara göre kaydırılmalı, alternatiflerini belirlemesinde yardımcı olmalı, başarılı olabilecekleri iş yaşantılarına yönlendirilmeleri sağlanmalıdır.
* Çocuklarınıza kıyas getirmeyin, sürekli başkaları ile kıyaslanan çocuk kendini güvensiz ve gelişmeye kapalı çocuktur. Onlara olumsuz eleştiriler getirirseniz bir süre sonra olumsuz davranışları kendilerinde bir görev bileceklerdir. Çünkü yetişkin her zaman doğru söyler ve hata yapmaz ilkesini kabullenmiştir. Yapıcı ve teşvik edeici her söz, onlara bir adım daha ileri gitmelerini sağlayacak sizin güveninizden emin olacaklardır.
* Çocuklarınızın sizin isteklerinizi yapması için korkutmayın, ağır cezalardan ve baskıcı tutumlardan uzak durun. Yüksek sesle verilmeye çalışılan hiç bir öğüt dinlenmez. Sevgi ve ılımlı bir yaklaşımla, yapabileceğiniz arkadaşca tavırlarınızla iletmek istediğiniz mesajı tam olarak verebilirsiniz.
* Anne ve baba olarak ortak kararlar alınız ve davranışlarınızda her zaman doğru ve tutarlı olunuz. Çelişkili davranışlarınızla çocuğunuz her zaman bocalayacak ve doğruyu bir başkasında arayacaktır.
* Aile içi problemlerin, tartışmalarınızın çocuğunuza yansıması; huzurlu bir ortamda yetişemeyen çocukların geleceklerinide bu doğrultuda düzenlemelerine sebep olacaktır. Çocuklar önünde yapılan tartışmalar, okul ve öğretmenler hakkındaki eleştiriler çocukta bocalamaya, tatta öğretmenlerini eleştirme hakkına sahip olmasından kaynaklanan eğitim başarısızlığına ve okuldan soğumasına neden olacaktır.
* Çocuğunuzun devam durumunu ve okul ile ev arasındaki geliş-gidiş saatlerini sürekli kontrol altında tutun. Zararlı alışkanlıklar hakkında iyi bir örnek olun ki söyledikleriniz sadece lafta kalmasın. Ülkemizde zararlı alışkanlıklara başlama yaşı birhayli inmiştir. Bu yaşlarda uyarılan ve gerekli tedbirleri alınan çocuklarımızın sağlıklı bir gençlik oluşturması için tüm imkanlarımızı zorlamalıyız.
* Çocuklarınızın ihtiyaçlarını karşılarken tutarlı ve titiz olunuz. Hertürlü ihtiyaçlarının karşılanması için, onlardan beklentilerinizin gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol ediniz.
* Çocuklarınızın yaş konum itibarı ile cinsel gelişimlerine başlamış durumdalar. Onların sorabileceği cinsellikleri ile ilgili konularada hazırlıklı olunuz. Yalın ve dürüst bir şekilde makul olarak cevaplayınız. Korkup çekinebileceği bir ortam yada sır ve gizlerle dolu bir hale girmesini engelleyiniz. Bu konudaki ılımlı ve destek verici yaklaşımınız, çocuğunuzn çevreden yalan yanlış bilgiler almasını engeller. Bu çağdaki çocukların beden ve ruhsal gelişimleri doğru bir orantıda olmayabilir. Beden gelişiminin bir anda hızlanması, ruhsal gelişiminin ise daha yavaş olması bazı hırçınlıklara ve asi liklere sebebiyet verebilir. Bu durumu anlayışla karşılamak ve mantıklı bir yaklaşım ile aşılmasına yardımcı olmak çocuğunuzun cinsel kimliğini kazanmasında en önemli görevdir.
* Çocuklara karşı sabır, soğukkanlılık, anlayış, sebatlık ve sevgi ile yaklaşın, bu onların sizin ile olan ilişkilerinde daha yakın olmalarını sağlayacakldır. Yüksek sesle söylenen emir verici sözler, ağır eleştiriler ve azarlamalar asla fayda getirmeyeceği gibi çocuğunuzun sizden kopmasına ve uzaklaşmasına hatta bir çok konuda yalana başvurmasına sebep olacaktır.
* Çocuğunuzun derslerinde ve davranışlarında daha iyiye yöneltilebilmesi için öğretmenleri ile sıkı bir ilişkiye girilmeli, toplantılara mutlaka katılmalı çocuğunuzun gelişimi ile ilgili konularda takipçi olmanızda yarar vardır. Öğretmenlerin alınmasını istediği ders araç ve gereçlerin zamanında temin edilmesine önem veriniz. Çocuğunuzun kılık ve kıyafetine, temizliğine özen gösteriniz.
* Çocuğunuzun sağlık durumu ile yakından ilgileniniz. Hastalıklardan bir kısmı çocuğun yaşam enerjisini önemli ölçüde azaltarak onu dermasız bırakabilir. Bir kısmı ise, neden oldukları devamlı acı ve ağrılar yüzünden çocuğun ilgi ve dikkatini ders konuları üzerinde toplamasına engel olabilir. (Çocuğunuz asılsız bedensel yakınmalarda bulunuyorsa bunlarında dikkate alınması yerekir. Bu yakınmalar aslında onun sorunlarını dolaylı olarak anlatış şekli olabilir.)
* Çocuğunuzu kahvaltı etmeden yada yemek yemeden kesinlikle okula göndermeyiniz. Özellikle orta oğretim çağındaki çocuklar, hızlı bir büyüme ve gelişme dönemi içindedirler. Bu konuda titiz olunuz.
* En iyi dinlenme, uyuyarak yapılan dinlenmedir. Özellikle düzenli olarak planlanan uyku çocukların yaşamında büyük önem taşır. Sinir sisteminin dinlenmesi ve enerji toplayabilmesi uyumaya bağlıdır. Bu sebeple çocuğunuzun uyku saatlerinin duzenlı olmasına önem veriniz.
* Çocuğunuza yeteri kadar harçlık veriniz. Harçlığını mümkünse aylık veya haftalık olarak belirleyiniz. Böylelikle kendisini yönetmeyi öğrenecek, sorumluluk kazanacaktır.
* Çocuğunuzun yaşamında en önemli çevre, aile çevresidir. Çocuk yaşamında en etkili örnekleri ailesinden alır. Anne ve baba olarak tüm davramışlarınızda örnek olduğunuzu unutmayınız. Çocuklarınızın belirli davranışlarınıda anna ve baba olarak farklı davranışlar göstermeyiniz. Ortak bir karar alarak ikinizde davranışlarınızda örnek ve tutarlı olunuz. Onun eleştirilerini dinleyerek makul bir şekilde cevaplandırınız. Hatalarınızı düzeltme yönünde onunla tartışınız, gerekirse özür dilemeniz bile çocuğunuzun gözğünde sizi yüceltecektir.
* Çocuğunuzun gerekli tüm sorunları için sınıf ve okul rehber öğretmenlerine başvurunuz. Bu konuda size yapılan çağrılara mutlaka uyunuz. Onunda sorunlarını gerektiğinde sınıf ve okul rehber öğretmenlerine anlatması için teşvik ediniz. Sizin ve çocuğunuzun sorunlarınızın gizliliğe önem verilerek çözülmeye çalışılacağından emin olunuz.
* Çocuklarınızın çoğu evde, aileleri tarafından ders çalışmaya ikazlarının fazlalığından yakınmaktadırlar. Şürekli dersine çalış ikazı olumsuz etki yapabileceği gibi aynı zamanda çocuğunuzun çalışma azmınıde kıracaktır. Çocuğunuzun programlı çalışmaya alıştırılması, dinlenme, eğlence saatlerinin planlanması için onu yönlendirilmesi, dersi öğrenmesi için çalışması gerektiği aşılanmalıdır. Aksi taktirde saatlarce bilinçsiz olarak çalışılan bir konu sadece zaman israfıdır. Ders öğrenmek içinm çalışılır, öğrenmede ancak bir başka öğrenilen bilgiye transfer edilirse pekişir. Ancak öğrenilen bilgi yaşamda uygulanabilir. Planlı çalışma ise her zaman düzeni ve bilgiyi oluşturur.
* Çocuklarımız, kendilerine güvensiz olmaktan ve sosyalleşememekten rahatsızlar. Nedenlerini düşünürsek, çözüm yine bizlerde. Çocuğunuza değer verdiğinizi, ona güvendiğinizi, sorumluluklarını yerine getirebileceğinden emin olduğunuzu ona her fırsatta belirtin. Ona ve fikirlerine değer verin, onu dinleyin, sosyal saşantısında faal olması için onu destekleyin. Okul ve çevresindeki sosyal faaliyetlere katılmadsı için teşvik edin. Ona değer verdiğinizi, güvendiğinizi her ortam ve fırsatta övgülü sözlerle dile getirin. Çocuğunuzun şımarmasından korkmayın; bilakis size ve düşüncelerinize layık olmaya çalışacaktır. Ona olan güveninizi gösteremezseniz, ondan nasıl güven bekleyebilirsiniz ki?...
* Çocuğunuzun ders çalışma ortamını hazırlamasına yardımcı olunuz. Mümkünse bir çalışma odası oluşturunuz. Eş dost toplantılarınızı onun programına uygun hale getirmeye gayret ediniz, ev işlerini ya da alış-veriş sorumluluklarını ders çalışma saatlerinin dışında oluşturunuz. Başarabildiği bir boş zaman etkinliğinin mutluluğunu birlikte paylaşı, onunla guru duydugunuzu her fırsatta belirtin.
* Çocuğunuzun arkadaş çevresi, onun gelişimi ve sosyal hayatının oluşumunda çok büyük etkendir. Okul dışı zararlı arkadaşlıklar, farklı problemleri de beraberinde getirir. Zararlı alışkanlıkların bu yaşlarda büyük merak konusu olduğunu, kişiliklerinin oluşma döneminde yanlış yönlendirilebileceklerini unutmayınız. Çocuğunuzun arkadaş edinmesi ve bu arkadaşlıklarda beklentilerini aza indirgeyerek mutlu arkadaşlıkların oluşumunu gerçekleştirebileceklerdir.
* Çocuğunuzu sıksık eleştirmekten kaçınınız. Bunu başkalarının, hatta arkadaşlarının yanında yapmayınız. Beğendiğiniz ve taktirettiğiniz yunlerini ona söyleyiniz. Çocuklarınız arasında kıskandırmadan mütekabil azimlerinin artacağından ya da komşu çocuğu ile kıyaslandığında daha iyiye yöneleceğini sanmak yanlıştır. Onu kendi yapısı ve kişiliği ile kabul ediniz. hiçkimse bir başkası olmak istemez, herkes bir başkası gibi olmak için çalışsaydı; hiçkimse olmazdı.
* Çocuğunuzun okul yaşantısı ile ilgileniniz. Anlattıklarını büyük bir sabırla dinlemeye çalışınız. Mutluluklarını veya mutsualuklarını onunla paylaşınız. Son olarak; çocuğunuz sürekli bir büyüme ve gelişme içinde olduğunu unutmayınız. Sizin çocuğunuz olsada; sizden farklı bir kişilik geliştirmekte. Onlara karşı sabırlı, soğokkanlı ve anlayışlı olunuz. Deneme ve yanılma yolu ile öğreneceklerdir. Kusurları ve olumsuz hareketleri olacaktır. Çocuklarımızın, bizim gibi düşünüp bizimgibi hareket ve tavırları göstermiş olsalardı, ailede ve okulda eğitime gerek kalmazdı.
Okuldaki eğitm ve öğretim çalışmalarının ailedeki eğitim ve öğretim çalışmaları ile desteklenmesi gerektiğini, çocuğunuzun başarısında sizinde çok önemli katkılarınızın olabileceğini kabul etmeniz ve ona gereken yardımları yapmanızın başarısını olumlu yönde etkileyebileceğini kabul etmeniz gerekiyor. Ancak bu mantıkla yola çıktığınızda onlara istediklerini verebilir ve onlardan istediklerimizi alabiliriz.
UNUTMAYIN; SİZİN ÇOCUĞUNUZ OLARAK DOĞMAK ONLARIN ELİNDE DEĞİLDİ, ANCAK SEÇME HAKLARI OLSAYDI, SİZDEN BAŞKA KİMSENİN ÇOCUĞU OLMAK İSTEMEZLERDİ...
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
11/5/2006 - aile faciası |
yazılar
AİLE FACİASI
Üniversite sınavı öncesi çocuklarını rahatlatamayan anne –babalar öss sınavını ölüm kalım savaşı haline getiren anne-babalar sonuçta çocuklarının bittiğini sınavı ya da sınavları kazanamadığını gördüklerinde onu % 100 suçlu olarak göreceklerdir. Sanki sınavı kazanamamanın bütün suçu çocuklarındaymış gibi. Oysa ki sınava gelene kadar süreç içerisinde acaba çocuklarını sınava hazırlamada ne kadar katkıları vardı bu katkılarının ne kadarı (+) ne kadarı(-) yönündeydi bunu ayırt edebilmişler miydi? Sanırım bu sorunun cevabı hayır olacaktır. Zaten bir çok anne babanın ya da diğer aile bireylerinin çocuklarını teşvik ettiklerini zannettikleri tutum ve davranışlarının doğruluğu konusunda bilgisi olmadığı , doğru zannettiği birçok davranışında yanlış olduğu bir gerçektir.
Bazı anne babalar vardır ki çocuklarını eğitim hayatı boyunca ‘’çocuklarına yatırım yapmak’’ konusunu akıllarından geçirmezler ya da devlet ya da millet(birileri) okula eğitime yatırım yapsın da ben nemalanayım diye beklerler. Oysaki çocuk bizim onu ilk ve en çok düşünecek olanda biz olmalıyız.
Meslek hayatımız boyunca öyle çok insanla karşılaşıyoruz ki veli çocuğunu okula kayıt yaptırmaya getirdiği ilk günden itibaren okula , eğitime ve çocuğa yapabileceği(verebileceği)hatta vermeyebileceği paranın hesabını kılı kırk yararak yapmaktadır. Hiç düşünmemektedir ki acaba okula eğitime yapacağım katkılar çocuğuma yatırım olacaktır diye. Ne kadar yatırım o kadar kazanç tabii burada şu yanlış anlaşılmamalıdır.Yatırım derken sadece maddi yatırımdan bahsetmiyoruz.
Veli çocuğu için 3-5 kuruşu vermekte zorlanırken hatta benim maddi durumum iyi değil şöyleyim- böyleyim derken birçok insan onu dinlerken içi cız eder.Bunların içinde tabi ki doğru söyleyenler durumu gerçekten iyi olmayanlar da var ama maalesef yanıltıcı olanların çokluğu da bizi çocukları adına üzüyor.
Böyle durumlarla karşılaştığım bir iki örneği sizlerle paylaşmak istiyorum.
Çalıştığım okulun kayıt bürosunda bulunuyordum kayıt komisyonunda görevli arkadaşlar harıl harıl gelen öğrencileri kayıt etmekle meşguldüler bir yandan evreklerı tamamlıyor bir yandan da velileri dinlemeye çalışıyorlardı. Bu arada okulun sosyo ekonomik durumu, eğitim başarısı gibi konularda da bilgi veriyorlardı bende bu diyalogları dinliyor hem de bazı çıkarımlarda bulunuyordum. Dikkatimi çeken ilginç olay gelen velilerin büyük çoğunluğu kendi ekonomik zorluklarından bahsediyorlardı kayıt komisyonuna mesajlar vermeye çalışıyorlardı. Yine bu velilerden bir tanesi bir yandan çocuğunun kaydını yaptırıyor diğer yandan da maddi sıkıntıları olduğun hatta
Çocuğunu bir önceki okulda öğretmenlerinin okuttuğunu bütün masraflarını okulun karşıladığını dolayısıyla bu okula kayıt yaptırdığı içinde aynı şeylerin bu okul ve öğretmenleri tarafından da yapılmasını istediğini ima ediyordu. Veli anlattıkça içim cız ediyor kadıncağıza ve durumuna içerliyordum bunca zorluğu çektikleri için üzülüyordum. Aynı durumu komisyondaki arkadaşlarında yaşadığını kadıncağıza söyledikleri teskin edici söz ve davranışlardan anlıyordum. Neredeyse ağzımızdan bizbu çocuğu ne yapıp eder okuturuz sözü çıkacaktı ki o anda bir telefon sesi duyuldu oldukça güzel melodisi olan polifonik bir cep telefonu sesiydi bu.
Kayıt için gelen bu velinin kızı elini çantasına doğru uzattı , çalan onun telefonuydu, çantasından telefonunu çıkarttı. Telefonu çıkarttığı anda bende de komisyondaki arkadaşlarda da bir şaşkınlık oluşuverdi yaklaşık yarım saattir acitasyonlarını dinlediğimiz velinin kızı çantasından neresinden baksanız en az 1000 ytl lik son model bir cep telefonu çıkartmıştı . Oysaki komisyonda ki arkadaşlarda dahil hiçbirimizin o kadar para verip cep telefonu alacak durumumuz yoktu. Kadınını anlattıkları ile gördüklerimiz arasında büyük bir çelişki vardı ve o an kadının gerçekçi davranmadığını çocuğuna yatırım yapmaya niyeti olmadığını başkaları versin çocuğum okusun diye düşündüğünü bu sorumluluğunu kendisinin değil başkasının almasını istediğini anladım. O andan itibaren bütün düşüncelerim değişti.
Çocuğunun eğitimi konusunda sorumluluk almayan ya da duymayan bir velinin
Büyük bir ihtimalle çocuğu da okuma ve başarma sorumluluğu duymayacaktır.
Sonuçta başarısız bir öğrenci yada sıradan bir öğrenci olma ihtimali yüksek olacaktır.
Yine buna benzer bir olayda veli elinde malboro sigarası cep telefonu ile sürekli Rusya ve İstanbul ile görüşmeler yapmakta ama çocuğunun eğitimine sıra geldiğinde param yok durumum iyi değil diyebilmekteydi. Bu veli de yatırımını çocuğuna değil sürekli konuştuğu cep telefonuna ve en pahalısından sigarasına yapmayı tercih etmekteydi.
Geçenlerde bir öğrencim okula geç geldiği için bahçede üşümüş ve benim odama gelmişti. Dikkatimi çekti son zamanlarda bu öğrencim sık sık okula geç geliyordu bu durumu araştırmak istedim. Kendisiyle konuşmaya başladım, okula geç kalma sebebini sorduğumda sabahları önce kalkamadığını daha sonra ise kalkmadığınıbelirtmişti daha doğrusu açık açık tembellik yaptığını belirtiyordu. Konunun üzerine gitmeye karar verdim. Neden? sorusunu bir çırpıda sordum. Annem dedi. Annem köyde kalıyor iki küçük kardeşim ve ben evdeyiz kardeşlerim ilköğretimde onları okula hazırlıyor yemeklerini yapıyor kısacası evin her işini yapıyorum vakit buluncada televizyon keyfi yapıyorum demişti. Benim samimi sorularım karşısında açık konuşmuştu. Peki neden annen köyde diye sorduğumda hafifi başını önüne eğip birazda gülümseyerek belikli biraz utanmıştı. İnek dedi! Annemin bir ineği var onu bırakıp gelmedi. O yüzden köyde kaldı. Biz üç kardeş burada yalnızız. Bu sözleri duyduğumda yerimde irkildim ve doğruldum resmen ağzım açık kalmıştı. Bir inek için 3 çocuğunu feda etmişti bu anne, çocuklar başı boş ne yaptığı ne yediği belli değildi. Anne ise köyde ineği ile baş başa yalnız.
Biraz daha konuyu irdelediğimde öğrencimin dershanesini de bıraktığını öğrendim neden? Diye soracak oldum ki bu kadar yükün altından kalkamadığını söyledi. bu öğrencim son sınıf öğrencisiydi ve bu yıl öss’ ye girecek geleceğine yön verecekti ama bu olacak gibi görünmüyordu. Çünkü annesi ve onun ineği buna önemli bir engel teşkil ediyordu. Annesinin sorumsuzluğu öğrencime de yansımış öğrenci olduğunu unutmuştu. Önce dersaneyi bırakmış ardından derslere geç kalmaya başlamış ders çalışması gereken saatlerde de ya ev işleriyle uğraşmış ya da televizyon seyretmeyi yeğlemişti. Bir gencin geleceği ancak böyle mahvedilebilirdi.
Anne ve ineği bir gencin hatta üççocuğun başıboş kalmasına ve geleceklerinin belirsiz bir sürece girmesine beklide kaybolmasına neden olacaktı.
Çocuklarımızın gerek çalışmalarında gerekse günlük hayatta eksik ve hatalarını gördüğümüzde hemen onları eleştiririz şunu şöyle bunu böyle eksik yaptın! Şu davranışın hatalıydı vs. oysa çocuğunuzun bunca çalışmaları ya da davranışları içerisinde mutlaka güzel ya da olumlu çalışmaları ve davranışları vardır. Çocuğumuzu yerip eleştirirken övmesini de bilmeli güzel davranışlarını ortaya koymayı becerebilmeliyiz. Çocuğumuzun güzel davranışlarını övdüğümüzde şımaracağını düşünmek gibi hatalara düşmemeliyiz her şeyi dozunda yaptığımızda çocuğumuzun da kendine güveni gelecek eksik yönlerini görüp tamamlayabileceğini inanıyorum.
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
compteur
Online Blogcu Ziyaretçi Sayacı
Kategoriler
Yorumcu.com hizmetidirBuldun.com
Herkese bir gün lazım olur" linkler
|